Mutfaktan Öyküler

Siz çok sıkıcı olabilir misiniz acaba?

Geçen gün aklıma geldi. Evimize benim ve kardeşimin de sevdiği birileri geldiğinde, ikimiz de annemlerle beraber o misafirler gidene dek salonda, mutfakta vakit geçirirdik. Lakin eğer evde misafir yok ise, ben sanırım orta son sınıftan itibaren, yani 12 yaşlarından itibaren, odamda vakit geçirmeye başlamıştım. Dans etmeyi ve müzik dinlemeyi aşırı severdim. Açardım odamdaki radyomu, sanırım en çok Metro FM dinliyordum. Sesi çok açmadan, ödevlerimi yapardım. Çalışkandım. E illa ki ödev de oluyordu, akşamları yemekten önce ve sonra radyo eşliğinde ödev yapardım. De ki benim sevdiğim bir şarkı çıktı, Allaah, hemen radyoma koşar, iki adım mesafe ama öyle bir telaş işte, son sese yakın ses düğmesini çevirir, başlardım dans etmeye…

Bizimkiler işten gelene kadar da havalar henüz soğumadı ya da güzelleşmedi ise, biraz ödev yapar, biraz televizyon izlerdim. Bizimkiler gelince televizyon tabii ki anne ve babamın kontrolüne geçiyordu. İşten zaten geç gelirlerdi, sanırım 8:00 gibi, çünkü haberleri de dinlerdik yemek hazır olurken, ya da yemeğimizi yerken.

Aslında ben onlarla vakit geçirmek isterdim, ama sanki hep ben onlarla vakit geçirmek istemezmişim, odama kapanıp, müzik dinleyip dans etmeyi tercih ediyormuşum gibi bir hava yaratılırdı. Oysa, geçen gün farkettim ki, hayır! Hiç de öyle değildi. Resmen kendileri bizimle vakit geçirmek istemiyorlardı. Tamam bu bilinçli bir istememek değildi belki ama, neticede yalnız kalmak, kafa dinlemek, günün yorgunluğunu televizyon izleyip konuşmadan, ya da kendi aralarında biz olmadan iş konuşarak, atmak istiyorlardı.

Oysa ki eve hepimizin birlikte vakit geçirmekten hoşlandığımız misafirler geldiğinde, gönderseler odamıza gitmezdik. Çünkü öyle güzel sohbetler, şakalaşmalar, dertleşmeler, ya da kahkahalar ile dolardi ki ev, ne diye gidip odamdaki yalnızlığa gömüleyim!

Yani diyorum ki, ey yetişkin zat! Hani diyorsun ya bu ergenler hep aynı, çekiliyor odasına, kimseyi de almıyor içeriye, kendi dünyasında, bütün gün bilgisayar, internet başında takılıyor. Lütfen dönünde kendinize cidden, şöyle bir bakın. Acaba siz çok sıkıcı olabilir misiniz? Bir zamanlar bir gülüşüne kurban olduğunuz yavrunuz yetişkin suretine büründü diye, hayat sizi çok yordu diye, evin kapisindan adiminizi atınca, bir karış suratla içeri giriyor ve beni rahat bırakın edasıyla davranıyor olabilir misiniz?

Sonra nitekim kendi çocuğunuz da, siz onun odasına girince oyununun arasında sizinle iki kelam etmedi diye, üzülüyor musunuz? Sanki bana herşey ailede biçimleniyor gibi geliyor. Kendi davranışımızın aksini çocuğumuzdan sözle talep edemeyiz. Siz ne yaparsanız o da benzerini uygulayacaktır. Ben onun icin ne fedakarlıklara göğüs geriyorum, nasıl bunu anlayamaz demeyin ne olur. Çünkü o çocuk siz ebeveynsiniz. Siz hep daha anlayışlı ve fedakar olmak durumundasınız. Fedakarlıktan kastım da asla maddi değil. Ama mutlaka manevi!

Deneyin. Evinizin kapısından içeriye her gün mutsuz bir suratla, şu ayakkabı ve kıyafetlerden kurtulayım, karnımı doyurayım da, ayaklarımı uzatıp, sırf kafa dağıtmak için şu diziye bakayım diye girmeyin. Kapı açıldığında karşınızda, belki, sizin en değerli varlığınız olacak, gülümseyin ona! Mükemmel bir başlangıç! Gözlerinin içine bakıp nasıl olduğunu sorun. Onu ne kadar özlediğinizi, ya da bugun ne de tatlı göründüğünü söyleyin. Bir tek bunu bile yapsanız inanın çok çok çok şey değişecek, önce sizde, sonra da çocuğunuzda ve neticede de çocuğunuzla olan ilişkinizde.

Lütfen sevgili anne baba, hayat öyle ya da böyle geçiyor, ama elinizde çocuğunuz ile geçirdiğiniz güzel anlardan başka bir şey inanın kalmayacak. Acele edin, anı yaratmak için vaktiniz günden güne daralıyor…

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply