Mutfaktan Öyküler

İkinci El Eşya Deyip Geçme

Hiçbir zaman iyi bir tüketici olmadım. Ailem içinde de adım bazen Varyemez ile bir anılır. Bu durum ile barışığım, hatta yaşım ilerledikçe bu konuda daha da bir uzmanlaşıyorum. Ama iyi bir tüketici olmama nedenlerimi izin verirseniz şöyle bir sıralayayım.

Öncelikle, abur cuburu, işlenmiş yiyecekleri pek sevmem, arada kesinlikle canım ister yerim, ama bu ayda bir ya da iki ayda bir olur. Mesela Kola hayatımda gerçekten olmayan bir içecek, diğer gazlı içecekler de. McDonalds, Burger King deseniz yine öyle. Bir de cidden ev yemeğini çok severim, iki gün yemesem içim bozulmuş gibi hissederim, o nedenle de dışarıda yemek yeme alışkanlığım da mecbur kalmadıkça yoktur. Buradan zaten puan kaybetmeye başlıyorum tüketici olarak.

Diğer bir sebep, giyim kuşam. O konuda da resmen doğduğum günden beri süregelen, ailemin tekstilcilik geçmişi, ta bu yaşıma kadar beni baştan aşağı giydirmiştir. Para verip almak zorunda kaldığım şeyler ayakkabı, palto, takım elbise gibi ürünler olmuştur. Dolayısı ile bu harcama kalemlerinin de hesapta olmayışı, yine iyi bir tüketici olma şansımı elimden almış oluyor.

Gelelim ev, dekorasyon kalemlerine. Çocukluğumda en sevdiğim teyzelerim, evleri cici bici biblolarla süslü olup, aynı zamanda da evlerinin her yeri tertemiz çiçek gibi olan kadınlardı. Kendi evim onların evinin kıyısından geçmez. Benim için evin temizliği kolay olacak, o nedenle her yer biblo ya da halı ya da cici bici sehpalarla falan dolu olamaz. Koltuklar temizliği kolay kumaştan olacak, ve de ev biraz cidden boş olacak ki, içinde rahat rahat gezineyim, dans edeyim, spor yapayım. Dolayısı ile, bu kalemleri de sildik tüketicinin defterinden.

Ama bence insanın evlendikten sonra, evlilik hazırlıklarını da katıyorum en ciddi harcama kalemi, çocuk. Çocuk her ebeveynin en hassas noktası. Kimisi kıyafeti konusunda hassas, kimisi oynadığı oyuncaklar, kimisi yediği yiyecekler konusunda çok hassas, kimisi yaşadığı ev, mahalle ortamı, kimisi okulu konusunda, kimisi ise tatilleri konusunda, kimisi psikolojik, kimisi bedensel gelişimi konusunda. Ama öyle ciddi bir tüketim toplumuna dönüştürülme çabası ile karşı karşıyayız ki, gün geçmiyor ki iyi bir çocuk yetiştirebilmek için gereklilikler listesine bir yeni harcama kalemi eklenmesin.

Bence en büyük sınavımı bu tüketim kaleminde verecektim. Sınav siz hamile olduğunu öğrenir öğrenmez başlıyor. Nasıl besleneceksiniz, normal manav, market ürünleri ile mi? Organik ürünler ile mi?, Hangi doktor ve hastaneye gitmelisiniz?, Devlet yeterli mi, Özel hastaneye gitsek daha mi iyi olur? Özellerden hangisi daha iyi, hangisi bütçemizi sarsmaz?, Bebeğinize hangi müziği dinletmelisiniz?, Vücudunuz ve doğumunuz için hangi yoga kursunu gitmelisiniz? , Anneliği hangi kitap en iyi anlatıyor?, Bebek nasıl uyur, ne yer ne içer, kaç türlü yöntem var’dan başlarsınız, Çocuk odası nasıl olmalı?, Hastane çantasında neler olmalı?’da doğuma bir kala belki bitirebileceğiniz, bir araştırma, öğrenme ve pek tabii ki harcama listesi vardır.

Şunu gördüm ki, çocuk sahip olma sürecinde her kadın hamile kalıyor, emziriyor, yediriyor, içiriyor, giydiriyor, oyuncaklar alıyor falan derken, aslında hepimiz üç aşağı beş yukarı aynı süreçleri, benzer malzemelerle, ve de cidden kısa süreler içinde yaşıyoruz, ve yolumuza aynı hızla devam ediyoruz. Kendimden örnek vereyim, kızım 20 adet yeni doğan tulumunun her birini toplamda 20 kez ancak giymiştir, yepyeni iken hoop başka bebek de giyiverdi. İlk ayakkabısını dönem olarak 3 ay giydi, ama toplasan günde en fazla 2 saat ay yürüyüşü stili ile tabanı yere basmıştır, herhalde yine toplasan bir yetişkinin ayakkabısını 1 ay giyip kenara koymasına benzer. Sterilizatörümüzü 2 sene kullandık sayılır, ayol adı üstünde pis kalması mümkün olmayan bir makine, ve içine sudan başka bir şey girmiyor. Bütün biberon parçalarını haftada bir, bir güzel yıkıyordum, duruluyordum, sonra sterilizatörün içine sıcak su koyup buharında sterilize edip parçaları geri alıyordum. Makine zaten temizleme makinesi, çiçek gibi duruyordu işimiz bittiğinde.

Ben bu duruma takip ettiğim bloglardan birinde Tutumluanne.com sitesinden bahsedilirken uyandım. Varyemez bu ayrıntıyı kaçırır mıydı? Başladım incelemeye sağı solu. Önce kızıma bebek arabası bakacak oldum, baktım kullanılmışlar dörtte biri fiyatına, ne kaybederim 1 yıl idare etse, hem de neye ihtiyaç varmış onu anlatsa bana (çünkü o kadar çok çeşit araba var ki!) işimi görürdü. Aldığım araba 3 yıl kullanılmıştı, ben 2,5 yıl daha kullandım üstüne, hala kullanmaya da devam ediyorum. Kızım yüzüstü durup kafasını kaldırmaya başladı, baktım yer jimnastik oyuncakları var, hem ağzı gözü, temiz yere değiyor, yorulup kendini bırakınca, kafayı kaldırınca da sevimli resimler hayvanlar, ayna gibi bilumum şeyler görüyor. Gittim mağazadan beğendim, eve geldim, internetten ikinci ellerine baktım üçte biri fiyatına, e dedim emekleyince zaten bakmaz yüzüne, aldım gitti ikinci elini, kızım 6 ay da onunla oynadı, halen taş gibiydi başkasına hediye ettim, üçüncü bebeği de eyledi. İlk adim ayakkabısı, ikinci ayakkabısı, kışlk botu, hepsini ikinci el aldım.

Ben bu durumdan hiç gocunmuyorum, aksine kendimle cidden gurur duyuyorum. Çünkü çok iyi bir değerlendirici olduğumu, doğaya da çok çok iyi katkıda bulunduğumu düşünüyorum. Elbette ki herşeyi ikinci el almayı içinize sindiremeyebilirsiniz, ama hasar görmemiş kullanılmış bir oyuncak ile sizin çocugunuzun da oynamasının ne sakıncası olabilir ki. Ya da yeni yeni yürüyen bebelerin giydiği ayakkabı ne kadar eskiyebilir, taban formu ne derece bozulabilir. Kıyafet deseniz yine öyle.

Ben böyle her yeni oluşan kalemin ikinci elini araştıra dururken Türkiye’den, Almanya’ya gelince tabii sudan çıkmış balık oldum. İnternette site arıyorum, ebay’de ikinci el sayfaları var ama çok derinlikli değil gibi, falan derken, arkadaşımız öyle bir şeyden bahsetti ki bir kez daha anladım bu bendeki neyin kafası. Meğerse burada her anaokulunun ikinci el eşya satma günleri oluyormuş. Hemen gazeteden o haftasonu olanını bulduk ve ailecek gittik. Benim için cennetti. Oyuncaklar, kendi orijinal kutularında, varsa eksiği üstünde yazılı ve orijinalin onda biri, ya da beşte biri fiyatına. Kıyafetler beden beden dizilmiş, yikanmis, ütülenmis. Bisikletler, kasklar, yürüteçler, kitaplar, aklınıza ne gelirse. Bu eşyaları satan tezgahlarda çocukların kendileri de var, çocuk kendi oyuncağını satıyor. Akabinde iki üç ayrı pazara daha gittim, hepsi benzer şekildeydi.

Çocuklarda ikinci el eşya kullanımı benim açımdan öyle incelikli bir konu ki, ben bu pazarlardan çok etkilendim. Çünkü o kadar önemli değerler barındırıyor ki içinde. Geri dönüşüm, eşyayı kıymetini bilerek kullanmak (çünkü o da bir ağaçtı, bir emekti, ve doğanın tüketiminden oluşuyordu), ve çocuğunu da isin içine katarak ona da türlü türlü mesajlar veriyorsun. ‘Bak sen bu oyuncak ile artık oynamıyorsun, bunu satalım, senin şu anda ihtiyacın olan diğer oyuncağı, kitabi, spor aletini alalım’, ya da ‘Bak eşyalarını güzel temiz kullanır isen, onları satıp değerlendirip, başka bir şey alabilmen mümkün’ gibi.

Bir eşyayı ne kadar çok kullanır isek, doğayı da o kadar az yıpratırız. Dünyamızı daha sürdürebilir kılarız, ve çocuklarımıza çok daha kaynağı bol bir dünya bırakabiliriz, çünkü; Hey, bu dünyada kaynaklar sınırlı!

İkinci el eşya kullanımına çok önem veriyorum, tıpkı dünyanın en büyük ekonomilerinden olan bu Alman halkının yaptığı gibi. Bu insanların alım gücü bizden çok daha yüksek ama biz geleceğimizi düşünmeden rahatça harcarken paramızı ve kaynaklarımızı, onlar mukavvadan bir yapbozu bile geri dönüştürmenin derdinde, yine yeniden bir çocuğun daha oynamasını sağlayarak.

Hepimizin çocuğu çok kıymetli, ama bu kıymet ona aldığımız en kaliteli ayakkabıdan, pırıl pırıl kutusundan yeni çıkmış oyuncaktan ileri gelmemeli bence. Onlara kaynaklara daha zengin daha temiz bir dünya nasıl bırakabiliriz düşünceliliğinden gelmeli diye düşünüyorum. İşte ikinci el eşya kullanımı bence bu derece de derin bir konu.

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply