Mutfaktan Öyküler

Dev Heykelcik

Salonumuzda bir heykelimiz var. Ay siz simdi beni zengin, koleksiyoner falan sanacaksınız. Yok yok, bu heykel bir biblo heykelcik. Beni benden alan bu heykeli ilk gördüğümde mağazada yanından ayrılamaz olmuştum, resmen heykelden kalbime, beynime duygularım, düşüncelerim akıyordu. O sıralar kızım altı aylıktı, ve ben üç aydır işime gidip geliyordum, ama canım müdürüm sayesinde, öğlenleri eve gidebiliyor, akşamları da erkenden evimde olabiliyordum. Zaten kuzum da günde üç kez uyuduğundan çoğu vakti uykuda geçiyordu.

O gün, bizi sevinç içinde bırakarak, davetimizi geri çevirmeyip, haftasonu bizi evimizde ziyarete gelecek Can’ım Öğretmenim için hediyelik hatıra aramaya çıkmıştım. O kadar mutluyduk ki eşimle, kaç yaşındaki resmen asilzade soyundan gelen Öğretmenimiz kızımızla beraber vakit geçirmek için evimize geliyordu, çünkü biz kızımızla dışarıda en fazla 2 saat zaman geçirebiliyorduk, bu şekilde en az 4-5 saat beraber olabilecektik. İşte içim içime sığmayarak içimi ısıtacak o hediyeyi ararken karşıma çıktı bu heykel.

Bana anneliğimi anlatıyordu.Neyden yapıldığını hala anlayamadığım, koyu kahve bir çamurdan gibi, çıplak, popusunun üstünde dizlerini kırmış bir şekilde oturan, bebeğini sırtından tutmuş, kendine çekmiş bu kadın, bebeğini alnından öpüyordu. O kadar ki, bebeğin annesinin kollarındaki duruşu, ayni kızımın benim kollarımda duruşu gibiydi, sıfır dirençle, duyulan sonsuz huzur ve güvenle annesine doğru uzatıyordu henüz tutmaya başladığı başını. Bana anneliğimi anlatıyordu, kızıma duyduğum aşkı anlatıyordu.

Dayanamadım, resmini çektim, ve eşime gönderdim. O güne kadar evime biblo olarak aldığım tek şey, yine alakasız bir durumda olmuştu. Evlilik hazırlıkları yapmaya çalıştığımız o yaz, annem ile bir pazara gitmiştik, mutfak için güzel ve hesaplı, ıvır zıvır alacaktık. O pazardan aldığım iki şey oldu: biri çaydanlık, diğeri de bir deve. Evet, evime minik bir deve biblosu almışlığım var, neden deve, çünkü ben hayatımda gözleri böyle güzel bakan, tüyleri, ayakları, herşeyi ile bu kadar sahici olabilen bir hayvan figürü görmemiştim. Almanya’ya gelirken çaydanlığımı almak aklımın ucundan bile geçmedi, ama pek tabii ki devemi attım kolilerden birinin içine. Kocam koliden devenin çıktığını görünce bana inanamadı.

Esimden gelen cevap hazırda bekleyen gözyaşılarımı akıttı, söyle diyordu “Satın al aşkım”, ama bir biblo benim para verip alacağım belki son şeydi, hem de bana göre ciddi bir para. Hiç şaşırmamıştı, ve durumu hemen anlamıştı. Hemen yazdım, “Ama 95 lira.”, cevap aynıydı, “Al canım benim”. Biblonun yanından ayrılamıyordum, Nasıl da duygulanmıştım, beni resmen ele geçirmişti, orada öylece kıpırtısız duran kahverengi bu figür. Bu kadar nasıl da evrenseldi duygularımız!

Yaklaşık bir sene sonra, eve her zamanki gibi anahtarımla girdim, ve bizim kızları her zamanki gibi salondaki masanın üzerinde, kitaplarla ve oyuncaklarla karışık yığının arasında buldum. Ama ikisi de bir değişik bakıyor bana. Kızım burada 1,5 yaşında olur. Kızım tam şey yaparken, şey olmuştu, ve biblo düşmüştü. Ee dedim, nerede? Baktım kafası kopuk, sırtı çatlak ve kırık, büfenin üstünde yatıyor benim güzelim. Off ki ne off!

Kıyamadım, mümkün değil atamazdım, kafası yapışırdı belki ama ya ağız kısmındaki ve sırtındaki yarıklar. Parçalarını topladım koydum büfenin içine, aklimin bir yanını da yanına bıraktım.

Altı ay sonrasında bizim Almanya işi resmiyet kazandı, eşim önden gitti, evi barkı ayarlamak için. O dönemde de eşimin annesi geldi, kızım ile bana eşlik etmeye. Yine kafam bir dünya, hem iş, hem ev, hem de göç durumlarını toparlamaya çalıştığımız bir donem. Eve koli taşıyorum, bir kısım eşyamızı da kolileyebilirsek en azından, yeni hayatımıza belki bir parça daha çabuk alışırız ve yalnız hissetmeyiz kendimizi diye uğraşıyorum. Salona girdim kızların yanına, aman tanrım, benim biblom! Canım annem, onu bulmuş büfenin içinde, anlamış durumu, gitmiş yapıştırıcı almış, gelmiş, tamir etmiş! Ah canımm, eğer o tamir etmeseydi, ben onu, taşınma arefesinde her parçası bir yerde bulacaktım, o iş güç arasında tamir de edemeyecektim ve tarihimizden kırılarak çıkacaktı. O kadar mutluyum ki, simdi Almanya’daki evimde, salonumun penceresinin önünde, evet sırtı, ağzı hala çatlak ama duygularımda tastamam, yekpare orada duruyor canımın içi biblom.

You Might Also Like

1 Comment

  • Reply Bende 26/03/2018 at 15:50

    Ah annelik duygulari…

  • Leave a Reply