Mutfaktan Öyküler

Çaresiz Değiliz!!!

Her yeni haberde aynı çaresizliğe gömülüyorum. Bu illa ki çocuk cinsel istismarı olmak zorunda değil, bir gün Adana’da bir babanın 4 yaşındaki kızını sinirinden çöp konteynırına attığını okumuştum. Kalbim paramparça olmuştu. Ah, ya o kızın kalbi! Belki bir oyuncak için tutturdu, belki parkta daha fazla oynamak istedi, belki şeker istedi, yani ne yapmış, yapmamış, istemiş, istememiş olabilir ki ÇÖP KONTEYNIRına atılsın! Demem o ki babadan, dayıdan, kardeşten 1000 kat elden şiddet gören, taciz gören, tecavüz edilen çocuk haberleri. Ya da defalarca emniyetten sığınma isteyip, korunma isteyip, yardım talep edip, yine de öldürülen, sakat bırakılan, ya da ruhu sakat kalan kadınlar. Haberler, olaylar, hep benzer, isimler değişken. Hepsi hepsi yüreğimi dağlıyor, öyle ki artık gazete haberi okuyamaz hale geldim.

Ama görüyorum ki hiç de bu konuda yalnız değilim. Gerek arkadaş çevremde, gerekse sosyal medyada takip ettiğim zümrede, pek çok insan aynı durumda. O kadar dolduk o kadar hırpalandık ki sadece OKUDUĞUMUZ şiddet haberleri ile ( yaşayanlar ne durumda tahayyül edemiyorum) artık çoğumuz ne gazete okuyabiliyor ne de haber izleyebiliyor. Bu bir.

Öte yandan yine görüyorum ki, her birimiz yorucu şehir hayatımızdan, kirli havamızdan, sıkışmış nezih ya da orta halli mahallelerimizden, var gücümüz ile kendi güvenli alanımızı yaratmaya çalışıyoruz. İş çevremizde huzurlu isek harika, işimizi yapıyoruz, öğle yemeklerimizde ya da iş aralarında sohbet edebileceğimiz bizimle benzer ruh halindeki insanlar ile konuşuyor, deşarj oluyor ya da sinirleniyoruz. Arkadaş çevremizi dar ve öz tutup, buluşma mekanlarımızı da koca İstanbul şehrinde bir elin parmaklarını geçmeyecek şekilde belirliyoruz. Ve pek tabii ki canımız ciğerimiz “kendi” çocuklarımız… Onları ülkemizdeki bütün marazlardan koruyabilecek(!) daha da ütopik bir dünya yaratma çabası içindeyiz. Paramız elverdiği ölçüde, nezih bir sitede ya da semtte oturuyoruz, imkanlarımız çerçevesinde en iyi okula gönderiyoruz, yine en iyi kurslara, bale, yüzme, satranç, at binme, vs.. Ve yine imkanlarımız, zamanımız ve statümüz çerçevesinde birkaç arkadaş da onlara sağlıyoruz.

Peki, ne oluyor? Bizim bu süper yapay çemberimiz günden güne daralıyor. VE bu çember o kadar kırılgan, o kadar geçirgen ki, tek bir çocuğun acısı ile darmaduman oluyoruz. Çünkü bu haber bizim kulağımıza şunu fısıldıyor, “Sen sabah akşam güvenli çemberini öredur, bu sapkınlık, zalimlik her an her yerde karşına çıkabilir.” Trafikte, işte, tatilde, dolmuşta, çocuğunun okulunda vs. Senin ya da sevdiklerinin, başına gelebilir. Komşunun başına gelebilir.Hiç bir tanıdığın insanın başına gelmese bile, okuduğun haber ile ruhuna atılan o korku tohumu senin insana güven duygunu zedeler, ve tanımadığını düşündüğün herkesten korkarsın, kaçarsın, yalnızlaşırsın.

Hepimiz, her birimiz vicdanen rahatsızız hiç bir şey yapamadığımız, sadece seyirci olduğumuz için. Hepimiz kendimizi suçlu hissediyoruz, o tek bir çocuğun, tek bir kadının acısı için. Ama biliyorum ki her birimiz kendimizi çaresiz hissediyoruz. Çünkü hukuk görevini yapmıyor: suçlular yakalanamıyor, yakalansa serbest bırakılıyor, ceza alsa, hafifletiliyor, ve her ne olursa olsun zulmüne kaldığı yerden A B C seklinde devam ediyor. Ceza sistemi neden vardır? Caydırıcı olmak için. Ceza sistemi olmayınca, caydırıcı hiç bir sebep de kalmadıkça, zalimler bildiğini okuyor, ve de hızla çoğalıyorlar. Dolayısı ile biz, çekirdek ailesini kendi imkanları ile korumaya çalışan bizlerin, elinden üzülmekten, isyan etmekten, ve lanet okumaktan başka bir şey gelmiyor. Peki öyle mi?

Hep düşünüyorum bu konu üzerine, hep aklımın bir köşesinde ne yapabiliriz sorusu. Ama bilmiyordum ki sorunun yanıtı aslında sorunun içinde gizli!

Simdi sizden benimle birlikte düşünmenizi istiyorum. Emniyette bir polissiniz, ve bir kadın yanınıza gelip, eşinin kızına zarar verdiğini düşündüğünü söylüyor. Kadın süklüm püklüm, yanında 4-5 yaşlarında bir kız çocuğu, yine korkak ve ürkek. Belki elinde doktor raporu da var kızı ile ilgili, ya da o da yok, ne yaparsınız?

Sizce de tek seçenek yok mu? Her birimiz kahraman Valilerimizin, Emniyet görevlilerimizin, ve Öğretmenlerimizin yaptığı gibi, o anne ve kızını var gücü ile korumak istemeyecek mi? Bir anne ne kadar manyak olabilir ki, durduk yere kızının öz babasını sapık olmakla suçlasın?

Peki gerçekte olan ne? Gerçekte olan bazı Kolluk Kuvvetleri bu kadını defalarca gelmesine rağmen, İftira etme diyor, ya da, Kocandır saygılı ol diyor, onu ve kızını geri evine yolluyor. Peki sizce neden?

Çünkü vicdansız mı? Çünkü kalpsiz mi? Çünkü korkak mı?

Bence, hiçbiri tam değil. Bence o da bir SUÇLU! Bence o da bir SUÇ ORTAĞI! Şunu demek istiyorum, ancak ve ancak benzer zihniyette bir insan bu duruma göz yumabilir. Ancak benzer şeyleri yapmış, ya da yapma potansiyeli olan, ya da yapılmasından haz alan biri buna göz yumabilir. Ancak kendisinin de bu konuda bir kuyruk acısı olan biri böyle sapık bir adamı korumak zorundadır, çünkü o zaman, o sapık da kendisini GAMMAZLAR, ve daha nice kendi gibi sapıkların olduğu bu saadet zinciri bozulur. Ya da belki de bu gibi kişilerin tehdidi altındadır, kendilerini ele verirse kendisini, canıyla, işiyle, hatta kim bilir karısı, kızı, oğluyla tehdit ediyordur.

Simdi lütfen hafızanızda maalesef halen yer alan, bu zamana kadar okuduğunuz istismar, taciz, tecavüz, haberlerini bir düşünün. Sizce de her birinin ardında büyük ya da küçük bir saadet zinciri yok mu? Bu da iki.

Simdi ben ne diyorum biliyor musunuz? Ey varıyla yoğuyla ailesini sevdiklerini korumaya çalışan bizler. O koruma kalkanlarınız minicik bir kursun ile yerle yeksan olma potansiyelini sahip, çünkü yalnızsınız! Çünkü sizin bu olaylardaki gibi arkanızda sapasağlam durabilecek emniyette adamınız yok, hastane de çocuk gelin barındırdığınızı örtbas edebilecek görevlileriniz yok, mahallede sağa sola haber salıp size otur oturduğun yerde diyip, sosyal çevreden soyutlayıp, yapayalnız ve çaresiz hissettirecek yaltakçılarınız yok. Yani bir nevi SAADET ZİNCİRİNİZ yok!

İyiler hep yalnızdır! diyorlar. Olmasin Artık!

Lütfen sadece kendinize değil, çevrenize de yardım edin. Bu satırları okurken eminim sizin de aklınıza gelecek. Çevrenizde illa ki vardır, pırıl pırıl kız veya erkek çocuk yetiştiren, fakat maddi gücü size nazaran olmayan, ya da daha az olan insanlar. İlla ki vardır etrafınızda dersleri başarılı olan fakat belki Üniversite harcını bile zor yatıran bir genç. Bu kişi temizliğinize gelen bayan olabilir, iş yerinizdeki güvenlik görevliniz olabilir, komşunuz olabilir, çocuğunuzun sınıfındaki bir anne, bir baba ya da anne-baba olabilir. Her sabah simit aldığınız simitçi olabilir.

Aklınıza kimse gelmiyor mu? O zaman bulun! Çevrenizdeki insanlarla ilgili olun. Evet bizler herkesin hayatı özel diyoruz. Bunlar özel hayat, sorulmaz karışılmaz diyoruz. Aile işlerine karışılmaz diyoruz. Fakat farkında mısınız kötü niyet bunların hepsi ile dibine kadar ilgileniyor! Farkında mısınız!

Lütfen okuyan, çalışan, emek veren, kadını yaşatan sayan, kızını oğlunu seven ve okutan insanlara sahip çıkın. Kendi saadet zincirinizi yaratın. Ancak o zaman birbirimize güven telkin edip, koruyup kollayabilir ve büyüyüp çoğalabiliriz. Ancak o zaman 6 ayda tek bir hastanede 250 çocuk gelin vakası haberini değil de, 6 ayda 250 çocuk daha okullu oldu gibi haberler okuyabiliriz. Ancak o zaman STK larımız daha güçlü olur, insanlarımız daha umutlu olur. Hepimiz biliriz ki YALNIZ değiliz!

İnanın paranız sizi bir yere kadar koruyacak, aldırmayın sosyal medyadan, medyadan, radyodan, televizyondan bangır bangır pompalanan şu ülkeyi ziyaret etmen lazım, bir de böyle bir ayakkabın olması lazım, şu restorantta yemek yemen lazım, fit olman lazım, tuzaklarına. Bunlar elbette çok güzel şeyler ama ihtiyacı olan bir insana dokunmak, yanında olmak, ona umut olmak,ona seni düşünüyoruz bizim için önemlisin demek kadar güzel değil. Size en çok fikri, vicdanı ve irfanı hür İNSANLAR lazım, gerisi hallolur. O zaman geleceğe sapasağlam adımlarla, sevgi ile örülmüş bir zincir ile el ele yürüyebiliriz. O zaman parklar da bahçelerde çocuklarımız, torunlarımız, güle oynaya özgürce oynar, o zaman inanın çok daha özgür, mutlu ve hayat dolu hissederiz. O zaman zaman hayatın her alanında daha çok işini layığıyla yapan polisler, doktorlar, öğretmenler, iş adamları, sanayiciler, ziraatçiler yetiştiririz. Çünkü bence insanı en çok besleyen şey sevgi ve güven duygusudur.

Sürçu lisan ettiysem affola.

 

 

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply